Selena Gomez - Come & Get It | izlesene.com

Viplay Deneme



SABAHA KADAR OSCAR...

Artık kanıksadım ki, Bu Oscar gününde de "Bu Akademi sinema işinden hiç anlamıyo yaa" diyerek ama buna rağmen üzerine yorumlar yapmaktan da geri kalmadan, uykumdan feragat ederek organizasyonu takip edeceğim.

EN İYİ FİLM

Bu yıl yine "Ah nerede o eski "best picture" adayları..." diyeceğimiz bir aday listesi var. Filmlerin hepsini olmasa da büyük çoğunluğunu izlemiş biri olarak İran temsilcisi A Seperation filmi dışında En İyi Film bu olmalı diyebileceğim bir film yok, zira A Sepertion da En İyi Film dalında aday olmadığından "Best Picture" heykeli yarışanların en iyisinin olacak ancak..

Bu dalda nostaljik tadı ve eski Hollywood'a selam duruşuyla The Artist'in süpriz yaşatmadan ödülü alacağını düşünüyorum, The Artist'i izlediğimde hem bir dönem filmi hem de ve asıl önemlisi bir sessiz film olarak ne denli zor bir işin üstesinden geldiğini düşünmüş ve hakkını vermiştim. Oyunculuklar ve sanat yönetimi özellikle öne çıkıyordu, ama yılın en iyi filmi mi... Hadi canım! diye geçirmiştim içimden. Bu dalın diğer adaylarını izlediğimde ise, The Artist ödülü alır dedim, zira Akademinin bu filmden daha fazla seveceği herhangi bir aday göremedim.

The Help, eleştirel ve sert senaryosu ile aslında Oscarlarda iş yapabilecek temele sahip, ancak filmin içindeki karikatürize sayılabilecek abartıya sahip karakterler, filmin başarısına engel olmuş gibi görünüyor. Elbette The Help eli yüzü düzgün, başarılı bir film. Ancak hem Akademi'nin hem de Amerikan sinema eleştirmenlerinin çok seveceği bir konuyu daha etkileyici (unutulmaz) bir biçimde ele alabilirdi. Eleştirdiği konu mühim, anlattığı dönem yakın tarih, eleştiri biçimi gayet sert ama film bu öğeler kadar omurgalı değil maalesef. O açıdan en iyi film dalında Oscarlık hikayesine rağmen The Help'e şans tanımıyorum.

Bu dalda aday filmlerden biri de The Descendants. George Clooney'in başrolünde olduğu klasik bir Alexander Payne filmi. Ancak maalesef senaryonun gücüne rağmen bende yönetmenin diğer önemli filmleri Sideways ya da About Schmidt etkisi yaratmadı.

Bana göre bu dalın en iyi 2 filminden biri olan ancak pek şans tanımadığım yapım ise Moneyball. Brad Pitt'in başrolünü oynadığı, Baseball dünyasının iç dünyasını çok naif bir dille anlatan, aksiyondan uzak durup, derdini en berrak haliyle ortaya koyan bir film Moneyball. Hem hikayesi, hem oyunculuklarıyla övgüyü hakediyor. 6 dalda Oscara aday olan film heykel kapabilir mi bilmiyorum ancak en iyi film dalında pek şansı olmadığı açık.

The Tree Of Life bu yıl izlediğim filmler içinde beni en çok etkileyenlerden, buna bir film değil de sanatsal bir etkinlik olarak da bakılabilir, çünkü gerçekten anlatılması zor büyüleyici bir üslubu var filmin. Anlattığı trajedi, mükemmel oyunculuklarla daha da güçleniyor. Tree Of Life Akademi'nin genel kanısını az çok tahmin edebildiğim için çok şanslı görünmese de bence bu dalın en iyi filmi.

Woody Allen New York dışına çıktığında büyüsünü kaybedeceği geyikleri yapılıyordu. Ancak son filmlerinde gördük ki lezzeti değişse de kalitesini kaybetmeyen işler çıkarmaya devam etti büyük sinemacı. Midnight in Paris bu örneklerin belki de en iyisi. Bu görüşümü tartışmaya kalksam elimde savunacak neyim var bilmiyorum ancak, en basit haliyle filmi çok sevdim. Film süresince verdiği kör göze parmak mesaj da bence çok önemli ve hep akılda tutulası cinsten. Bu filmin de bu dalda şansı yok, ancak bu dalın en seyredilesi filmlerinden biri olduğunu söyleyebilirim.

Diğer adayları genel olarak değerlendirmek gerekirse, War Horse ile ilgili Spielberg kalitesi ve şaşalı sahneleriyle görkemli bir film olduğu izlemeden de söylenebilir. Ancak bu filmin de süpriz yapacağına ihtimal vermiyorum. Scorsese'nin Hugo'su 10 dalda aday olduğu gecede elbette en azından teknik dallarda alacağı ödüllerle eve eli boş dönmeyecektir ancak bu dalda şansı yok. Extremely Loud and Incredibly Close filmiyle ilgili ise bir fikrim yok.

Özetle bu dalda ödül büyük bir süpriz olmazsa The Artist'in olacaktır. Ama bu yılın en iyi filminin açık ara A Seperation, bu adaylar arasında da Moneyball ve Tree Of Life'ın öne çıktığı gerçeğini değiştirmez.

EN İYİ ERKEK OYUNCU

Bu dal için söyleyecek fazla bir şey yok bence, Brad Pitt Moneyball ile bu ödülü gerçekten hakedecek bir iş çıkarmış olsa da, George Clooney ve Gary Oldman gibi güçlü isimler yarışıyor olsa da The Artist'in başrolü Jean Dujardin bu dalda ödülü kimselere kaptırmaz. Actor In a Leading Role dalında itiraza yer bırakmayacak şekilde favori kendileri, şimdiden tebrik ederiz...

EN İYİ KADIN OYUNCU

Gecenin heyecanlı dallarından biri bu olacak. Zira Marliyn Monroe'yu canlandıran Michelle Williams normal şartlarda ünlü efsanelerin tıpkısının aynısı olmayı başaran oyunculara ölüp biten akademinin tartışmasız favorisi olabilirdi, normal şartlarda dedim çünkü şartlar normal değil; tam 17 kez (oha) oscar adayı olmuş ancak sadece 2 kez kazanabilmiş bir oyunculuk tanrısı duruyor karşısında. Meryl Streep hem 15 kazanılamamış adaylığın, 30 yıldır heykel hasretinin ve canlandırdığı "Iron Lady" Margareth Teacher karakterinin gücüyle Michelle Willams'ın umutlarını söndürüyor. Bu da yetmiyor genç akristin karşısına 6 kez oscara aday gösterilmiş hiç kazanamamış bir başka dev isim Glenn Close hem de bir erkeği canlandırdığı performansı ile çıkıyor. Bitti mi sandınız bitmedi, Viola Davis de yalın oyunculuğu ve rol için aldığı kilolarla ırkçılık eleştirisi üzerine kurulan güçlü bir filmin siyahi oyuncusu olarak aday listesine giriyor.

Özetle Michelle Williams'a bu gece ödülün sahibi açıklanırken kamera onu çektiğinde yalandan gülümsemek düşecek. Bu dal için yarış ise Meryl ile Glenn arasında geçecek. Glenn'in rolü her ne kadar çok iddialı dursa da, bana Meryl Streep 30 yılın ardından heykeli alacak gibi geliyor..

EN İYİ YÖNETMEN

En iyi yönetmen dalında da favori bu gecenin kazananı olacağını öngördüğüm The Artist'in yönetmeni Michel Hazanavicius olacak gibi konuşuluyor olsa da benim görüşüm farklı. Akademi bazen 2. planda kalan ama çok beğendikleri filmler olduğunda en iyi film ile en iyi yönetmeni pay ediyorlar gibi hissediyorum. Burada da böyle bir durum yaşanabilir. Hem yaşayan en büyük Amerikalı sinemacı hem de 11 dalda aday olan bir filmin yönetmeni olarak Scorsese bir süpriz yapabilir**. Bunun dışında diğer adayların çok şansı olduğunu düşünmüyorum. Alexander Payne'i iddialı bulanlar var ancak dediğim gibi ben filmini eski filmlerine oranla daha sıradan buldum. Benim kazanmasını dileğim aday ise kesinlikle Terrence Mallick.

**Açık ara en sevdiğim yönetmen olan Scorsese'nin oscarı ne kadar önemsediğini bilsem de bu filmle ödül almasını istemiyorum, zira Goodfellas, Raging Bull, Taxi Driver gibi filmlere imza atmış bir adama en iyi yönetmen ödülü The Departed gibi gereksiz bir remake ile verildi, ikincisini de Hugo ile alırsa Scorsese sinemasına hakaret gibi bir şey olur bu.

EN İYİ ÖZGÜN SENARYO

Yazının başında da söylediğim gibi bu yılın benim için en iyi filmi olan A Seperation'ın yarıştığı 2 daldan biri de bu. Dünyada neredeyse aday olduğu tüm ödülleri kazanan filmin, benim geceme bu dalı kazanarak neşe katacğaını umuyorum. The Artist burada da güçlü görünse de benim bu işe aklım ermedi bir türlü. The Artist'in artılarından bahsettim, ama ÖZGÜN senaryo mu. kelime karşılığı olarak bile komik duruyor. Bana sessiz sinemadan sesliye geçiş döneminde sessiz sinema fenomenlerinin yaşadığı travmatik süreci anlatan bir hikaye yaz Pazartesi'ye getir deseler benzer bir hikaye yazardım. Gecenin olası en büyük skandalı bu heykelin The Artist'e gitmesi olacaktır. A Seperation hadi olmadı Midnight in Paris.

EN İYİ UYARLAMA SENARYO

Alexander Payne buradan heykel çıkarabilir. Bence yönetmenliğinin önünde olan senarist kimliği ile (yönetmenliği de iyi elbette) bu dalın güçlü adaylarından biri The Descendants.The Ides of March da kazansa hakkıdır bence, Hugo da olabilir elbette.. Benim tahminim The Descendants, dileğim ise The Ides of March

EN İYİ SİNEMATOGRAFİ

Bu dalda da benim içimden geçen Tree Of Life'ın ödülü alması. Ancak burada War Horse ve The Artist arasında geçecektir yarış.

EN İYİ YARDIMCI ERKEK OYUNCU

Gecenin bankolarından biri de bu dalda; Christopher Plummer. Beginners filmindeki sıradışı karakterin avantajı ile ödülü çok büyük ihtimal ile alacaktır. Warrior'daki performansı ile Nick Nolte ya da Moneyball ile Jonah Hill Plummer olmasalar kıyasıya yarışabilirlerdi.

EN İYİ YARDIMCI KADIN OYUNCU

Bu dalda The Help'ten iki aday olmasına rağmen bence The Artist'teki mimiğe dayalı performansı ile Bérénice Béjo ve sıradışı karakteri ile Janet Mcteer öne çıkıyor.Yalnız bu dalda şöyle bir durum yaşanabilir, yine The Help'in kadrosundan en iyi kadın oyuncu ödülüne aday olan siyahi oyuncu Viola Davis'in ödülü alması imkansız olduğundan, hiç de fena iş çıkarmayan Octavia Spencer gecenin 2. siyahi kadın oyuncu adayı olarak The Help'e bir heykel getirebilir. Akademinin bu tarz öyle veremedik böyle verelim şeklinde yaptığı ayarlamalara alışığız ne de olsa.

EN İYİ YABANCI FİLM

Buradaki tüm filmleri izlememiş de olsam, "A Seperation'dan iyisi olsa duyardık" diyor ve defalardır tekrarladığım gibi yılın en büyük filmi olan A Seperation'ın kazanacağına adım kadar eminim diyorum.


Diğer teknik dallarda ise, Hugo elinden geleni ardına koymayacaktır, en az 3-4 ödül çıkartacağını düşünüyorum. Yıllar önce Scorsese'nin 10 adaylıkla gelip sıfır çektiği Gangs Of New York hayalkırıklığı ancak bir kez olur bana göre..

Gecenin sunumunu bu yıl tekrar oscarın gediklisi ve bence geceyi en güzel sunan abimiz Billy Crystal'a verdiler. Bu güzel gelişmeyle birlikte kırmızı halısıyla, röportajlarıyla, kazanan kaybedenleriyle bilindik bir oscar gecesi olacak, hakkaniyetli ve eğlencesi bol olsun yeter.. Herkese iyi seyirler.

Bu arada bir ilginç not, yanlış hesaplamadıysam Martin Scorsese filmleri bugüne kadar toplam 64 kez oscara aday olmuş ve bunlardan 15 heykel toplamış. aynı oran devam ederse, Hugo bugün 11 adaylığın 3 ödül alır gibi duruyor, bakalım istatistikler yalan söyleyecek mi :)

Umut Asil

Inception


Nolan'ın son filmi yazın ortasında kurak sinema topraklarında biten allı morlu bir çiçek gibi gerçekten. Ancak harika konusu ve senaryosuna rağmen film başyapıt olmaya günde üç öğün tartıya çıkarıldığı Matrix'ten daha uzak. Zira gişe kaygısı mıdır bilinmez, filmin içinde lüzumsuz çok fazla aksiyon var, halbuki izleyici (ki o ben oluyorum) bu tür filmleri izlerken "iki dakika huzur ver de gidişatı bi özet geçeyim kafamda" duygusuna erişiyor. Matrix serilerini de hatırlayacak olursak ilk filmde olayı sakince dillendirdikten sonra asıl aksiyonu serinin diğer filmlerinde dibine kadar vermişleri. (Aksiyon arayan sinemaseverler serinin devamından daha da hoşlaşmıştı hatta)

Filmin fantastik hikayesinin kurduğu mantık silsilesi aslında filmin sonuna kadar sağlam kalmayı başarıyor, gerek oyunculuklar gerekse aksamayan metin filmi en sonuna kadar ayakları üzerinde tutuyor, (bu noktada izlemeyenler için spoiler yaratmamak için finale dair yorumları sansürlüyorum) ancak daha önce de bahsettiğim yoğun aksiyon anlatımın dengesini ve izleyicinin algısını zedeliyor.


Titanic faciasından olsa gerek (hayır kazadan değil filmden bahsediyorum) leo'ya yıllardır bitmeyen bir gıcıklığım olmasına rağmen, favori sinemacım Scorsese'nin ona yeni De Niro'su gibi sarılışını bu filmdeki performansıyla daha iyi anlıyorum. Çünkü her filmde üstüne koyan her filminde "gibi yapma" nın ötesine geçen bir yetenek Di Caprio'nun kisi.

Filmin geneli aslında rüyaların tesvir edilişinden görebileceğimiz üzere bir sistem eleştirisi de barındırıyor (yalandan olduğu iddia edilebilir elbette) rüyaların ortak noktaları binaların ve minimalizmin egemen olduğu mekanlar olması, ortalıkta neredeyse hiç doğal yaşam ya da ağaç çiçek gibi şeyler yok, hatta rüyalardan uyanmaların çoğunda uyanmaya sebep olan obje su. Buna karşın (uyarı: spoilera gider)

araf diye tabir edilen mekan ise bir doğa cenneti olarak tasvir edilmiş. İnsanın bilinçaltının en derinlerinde en ilkel noktasında yatanları sembolize ediyor desem çok da zorlamış olmam bence.

Bu ilginç hikayenin Nolan'ın ellerine teslim edilmesi büyük talih, aksi halde sıradan bir aksiyon filmi olarak da gelebilirdi önümüze, lakin Nolan da filmin felsefi yanına ağırlık vermesi gerekirken bol aksiyon ile filmi arafta kalmaya mahkum etmiş diyebilirim.

Film sinematografi olarak bir fight club bir matrix etkisi yaratmayacak bundan eminim, ancak hikayenin kaynağı olan "bilinç" , "rüya" gibi kavramların harmanlandığı onlarca film izleyeceğiz önümüzdeki yıllarda bilginize.

Bir Oscar Daha Geçti.. Tadı Saman Gibiydi.


Üstünden 2 gün geçtikten sonra oscarları kazananları açıklayan 83929. blog olmayacağım, sadece geceye dair görüşlerim;

*Baldwin & S.Martin ikilisi maalesef fiyaskoydu, önceden hazırlanmış espriler çok yapmacıktı.. (tabi salon kahkahalara boğuldu yine de)

*Ben Stiller'ın Avatar olarak sahneye gelmesi hoştu..

*Ödüller uzun süre sonra hakkaniyetli dağıtıldı, şimdi diyeceksiniz ki "olum Sandra Bullock oscar kazandı", ee kazandı ama yarıştığı rakipleri de atla deve değildi, an education ya da precious performanslarına belki gidebilirdi, ama onun da olmayacağı çok önceden belliydi, en fazla Streep alırdı (ki almaması daha iyi oldu sinirler açısından)

* Avatar yerine Hurt Locker'ın oscarı süpüreyazması da güzel gelişmeydi bence, akademi büyük bütçeler ve çılgın gişeler kadar sinematografiye, anlatıma ve kurguya da önem verdiğini gösterir gibi oldu.

* Kathryn Bigelow her sahneye çıkışında hatta kırmızı halıda bile "askerlerimiz bizim için oradalar, onları seviyoruz" derken "askerlerimiz bizim için oradalar" cümlesi , "ya kafası güzel ya da filmin ne anlattığını bilmeden çekmiş diye düşündürttü", çünkü film daha açılışında "war is a drug" diyor ve filmin genelinde de bu ana düşünce üzerinden ilerliyordu, yani Amerikan askerleri Katrynler için değil amerikanın ve amerikan ekonomisinin savaş bağımlılığından dolayı oradaydı.

Film gayet sevilmiş olsa da, yaratıcısının ağzından böyle bir çelişkili üslup duyulması tadı hafif kaçırdı..

* Hurt Locker süprizleri haricinde gecede hiç süpriz yoktu, o yüzden sıkıcı bir geceydi, İnglourious'a da en az bir ödül gitse hiç fena olmazdı.

öyle yani..

Yılbaşında Piyango Bileti Almamak, Oscar Arifesinde Tahmin Yapmamak Olmaz!


Sinema dünyasının en basiretsiz ancak aynı zamanda en prestijli ödülü denebilecek Oscarların arifesinde her zaman olduğu gibi akademinin dandik seçimlerinden dolayı, hava aydınlanmışken gıcık olarak yatağa gideceğimiz günü bekliyoruz yine. Ve tabii ki akademinin huyunu bile bile tahminler ve dileklere devam ediyoruz. E o zaman lafı uzatmadan;

Actress in a Supporting Role

Penelope Cruz, “Nine”
Vera Farmiga, “Up in the Air”
Maggie Gyllenhaal, “Crazy Heart”
Anna Kendrick, “Up in the Air”
Mo’Nique, “Precious: Based on the Novel Push by Sapphire”

Ödül mevsimine bakacak olursak , bu dalda süprize pek yer yok gibi duruyor. birçok dalda adaylığı olsa da, diğer rakiplerinin gerisinde kalacağını öngördüğüm Precious'ın bu dal sayesinde heykelsiz kalmayacağını düşünüyorum. Konu ile ilgili herhangi bir dileğim yok, her ne kadar Anna Kendrick'in Up In The Air performansını da oldukça başarılı bulsam da, Mo'nique ödül mevsiminde de gördük ki heykeli kimseye bırakmayacaktır.

Actor in a Supporting Role

Matt Damon, “Invictus”
Woody Harrelson, “The Messenger”
Christopher Plummer, “The Last Station”
Stanley Tucci, “The Lovely Bones”
Christoph Waltz, “Inglourious Basterds"

erkeklerin yardımcı oyuncu dalında da süpriz olasılığı oldukça düşük, ancak bu sefer dileğimle tahminim çakışıyor neyse ki. Tarantino'nun rezervuar köpekleri, ucuz roman ve Charlie Brown dan sonra geri dönüşü olarak nitelendirdiğim, hem senaryosu hem oyunculukları hem tarzı hem tavrı ile gayet başarılı bir film olan "Inglourious Basterds" pek tabii ki hakettiği kadar ödül alamayacak ancak yine de filmin açık ara en parlak performansı Christopher Waltz asla ve asla heykelciği ısklamayacak.. Her ne kadar Stanley Tucci'nin adı da iddialılar listesinde sayılabilecek olsa da Waltz bugünden şöminesinin üstünde heykel için bir yer açsın diyebilirim.

Cinematography

“Avatar”; Mauro Fiore-tahmin-
“Harry Potter and the Half-Blood Prince”; Bruno Delbonnel
“The Hurt Locker”; Barry Ackroyd -dilek-
“Inglourious Basterds”; Robert Richardson
“The White Ribbon”; Christian Berger

Bu kısım oldukça merak uyandırıyor açıkçası, çünkü Harry Potter'ı dışarıda bırakacak olursam (izlemedim ama bırakıcam keyif benim değil mi) diğerlerinin hepsi bu ödülü hakedecek kadar iyiydi. yüksek bütçeli filmleri ödüle boğmayı seven akademi eğer bu geleneği sürdürürse zaten tahmine, öngörüye falan gerek yok Avatar bu dalda da alacaktır ödülü. Kaldı ki alırsa da hakedeceği dallardan biri olur. Ancak yine de Hurt Locker'ı da es geçmemek gerek, bu dalda ödülü en çok hakeden filmdir bana göre, dileğim de ödülün Hurt Locker'a gitmesi yönündedir. Bunun yanında Tarantino'nun filmi de Haneke'nin başyapıta çalan eseri de bu ödülü sonuna kadar hakediyorlar. Açıkçası White Ribbon'un en iyi film dalında aday gösterilmemesi görüntü yönetimi dalında da etkili olamayacağınn göstergesi gibi görünüyor, oysa filmi izllediğinizde bu heykeli ne kadar hakettiğini görmek çok da zor değil.

Actor in a Leading Role

Jeff Bridges "Crazy Heart"
George Clooney "Up in the Air"
Colin Firth "A Single Man"
Morgan Freeman "Invictus"
Jeremy Renner "The Hurt Locker"


Bu dalda da kimileri Jeremy Renner'dan bir süpriz bekliyor olsa da, Jeff Bridges altın küreden de galip çıkarak bu dalın favorisi olduğunu kanıtladı. Yoruma çok gerek duymuyor, Jeff Bridges'in bu dalın kazananı olacağını düşünüyorum.

Actress in a Leading Role

Sandra Bullock "The Blind Side"
Helen Mirren "The Last Station"
Carey Mulligan "An Education" -dilek-
Gabourey Sidibe "Precious: Based on the Novel 'Push' by Sapphire"
Meryl Streep "Julie & Julia" -tahmin-

İnsanı sinir edecek ödüllerden biri de en iyi kadın oyuncu dalı. Açıkçası dileğim bu dalda Sidibe ya da Carey Mulligan'ın galip çıkması. Neden performanslarıma ayılıp bayıldığımdan mı hayır, ancak Sandra Bullock'un hadi onu geçtim Merly Streep'in ödülü kazanma ihtimali cidden sinir bozucu. Julie & Julia'daki Levent Kırca performansıyla da ödülü alacaksa eğer deneyimli oyuncu, onu ödül yarışına sokmak yerine her yıl bir heykeli evine kargolasınlar daha az sinir bozucu olacaktır. Bunun yanında bu daldaki adaylar içinde eli yüzü düzgün performansı ile Carey Mulligan'ın süprizi yüzleri güldürebilir.

Directing

“Avatar” James Cameron
“The Hurt Locker” Kathryn Bigelow
“Inglourious Basterds” Quentin Tarantino
“Precious: Based on the Novel ‘Push’ by Sapphire” Lee Daniels
“Up in the Air” Jason Reitman

Gecenin en önemli ödüllerinden biri olan en iyi yönetmen dalında da, Avatar ile The Hurt Locker'ın çekişeceğini, bu ikilinin yanında Tarantino'nun çok şansı olmayacağını düşünüyorum (ki bana kalsa olabilirdi de) Sinematografideki gibi Avatar eğer gecenin filmi ödüllere damgasını vuracak ve ikinci bir Titanic vakası yaşatacaksa, bu ödül de doğal olarak Cameron'a gidecektir. Ancak ödül gecelerinde ilkler yaşamayı seven ve bu ilklerle dünya basınında bir kat daha fazla ilgi gördüğünü bilen akademi, aynı zamanda sonuna kadar hak ta ettiği ödülü kadın yönetmen Kathryn Bigelow'a verebilir. 81 yıldır çok nadir adaylık ve sıfır ödülle eve dönen kadın yönetmenlerin makus talihi böylece kırılabilir. Benim tahminim herşeye rağmen, hem gişesi, hem bütçesi hem de lobisiyle James Cameron dese de, dileğim Katrhyn ablanın ödüle uzanmasıdır. (Bu arada 2 film çekişirken en iyi filmi şuna verdik, yönetmeni de şuna verelim mantığı çok sık görülmektedir Akademide, hatta bana çok saçma gelir, çünkü yılın en iyi filmini yapan adam en iyi yönetmen ödülünü almıyorsa bi gariplik vardır bence)

Foreign Language Film

“Ajami” Israel
“The Milk of Sorrow (La Teta Asustada)” Peru
“A Prophet (Un Prophète)” France
“The Secret in Their Eyes (El Secreto de Sus Ojos)” Argentina
“The White Ribbon (Das Weisse Band)” Germany

Bu dalda maalesef adayların çoğunu izleyemediğimden yaptığım yorum da oldukça güdük kalacaktır. ancak zaten şu ana kadar ki tüm tahminler buradaki yarışın "a prophete" ve "the white ribbon" arasında geçeceği yönünde. Cesarlarda tulum çıkaran ve Fransa'nın bu yıl ki açık ara en sansyonel filmi olan "a prophete" her ne kadar Avrupa'da yere göğe konulamasa da, orjinal adı ile "Das Weisse Band" ile Haneke ödülü kazanmaya yakın olan taraf bence. Hatta Up gibi dandik animasyonların dahi en iyi film için yarıştığı bir yılda Das weisse band'ın en iyi film dalında aday olmaması bile çok saçma, çünkü Haneke'nin filmi bence, Hurt Locker, Inglourious Bastards ve Serious Man ile birlikte ödül gecesinin en başarılı 4 filminden biri.


Writing (Adapted Screenplay)


“District 9” Written by Neill Blomkamp and Terri Tatchell
“An Education” Screenplay by Nick Hornby
“In the Loop” Screenplay by Jesse Armstrong, Simon Blackwell, Armando Iannucci, Tony Roche
“Precious: Based on the Novel ‘Push’ by Sapphire” Screenplay by Geoffrey Fletcher
“Up in the Air” Screenplay by Jason Reitman and Sheldon Tur

bir zorlu ödül daha, district 9'u dışarda bırakacak olursak bence adayların hepsi yarışın içinde olabilir. in the loop sadece adaylık listesinin bir figüranı gibi görünse de, aslında bu dalı hakeden çalışmalardan biri. Ancak gerçekçi bakacak olursak yarışın up in the air, precious ve an education arasında geçeceğini söyleyebiliriz. Burada seçim yapmam gerekirse ben oyumu an education'dan yana kullanırdım, çünkü uyarlama senaryo dalında eli yüzü düzgün bir iş çıkartmak, işi sulandırmadan sonlandırmak önemli bir konu, an education da bunu çok iyi becermiş gibi geliyor. Bunun dışında up in the air da bence son derece başarılı. Amerika'da önemli tartışma konusu olmuş ve gündemi meşgul etmiş ayrıca önemli sayıda adaylığa sahip Precious ise bence bu iki filmin arasından sıyrılma ihtimali kuvvetli bir aday.


Writing (Original Screenplay)


“The Hurt Locker” Written by Mark Boal
“Inglourious Basterds” Written by Quentin Tarantino
“The Messenger” Written by Alessandro Camon & Oren Moverman
“A Serious Man” Written by Joel Coen & Ethan Coen
“Up” Screenplay by Bob Peterson, Pete Docter, Story by Pete Docter, Bob Peterson, Tom McCarthy

Bu dalda da yarışan 3 film görüyorum, A Serious Man, Inglourious Basterds ve The Hurt Locker. Ancak dediğim gibi adaylık sayılarına bakınca, Avatar'ın alacağı ödül sayısı bu ödülü dahi etkiliyor. Çünkü eğer Avatar tulum çıkaracak olursa, boynu bükük kalacak Hurt Locker'a bu dalda bir teselli ödülü çıkabilir. Bana göre saydığım 3 filmin üçü de sonuna kadar hakediyor ödülü. Hatta gecenin en fena ödülü orjinal senaryo dalı bence. Çünkü hangisi alırsa alsın diğerleri hakettikleri bir ödülden mahrum kalmış olacak. bu 2 filminde senaryoları son yıllarda ortaya konulan en parlak işlerden biri. Benim dileğim yok bu dalda çünkü 3 filmden hangisi alsa diğer ikisi için üzülürüm, ama tahminim Hurt Locker'ın alacağı yönünde.

Best Picture

“Avatar” James Cameron and Jon Landau, Producers -tahmin-
“The Blind Side” Gil Netter, Andrew A. Kosove and Broderick Johnson, Producers
“District 9” Peter Jackson and Carolynne Cunningham, Producers
“An Education” Finola Dwyer and Amanda Posey, Producers
“The Hurt Locker” Kathryn Bigelow, Mark Boal, Nicolas Chartier and Greg Shapiro, Producers -dilek-
“Inglourious Basterds” Lawrence Bender, Producer -dilek-
“Precious: Based on the Novel ‘Push’ by Sapphire” Lee Daniels, Sarah Siegel-Magness and Gary Magness, Producers
“A Serious Man” Joel Coen and Ethan Coen, Producers
“Up” Jonas Rivera, Producer
“Up in the Air” Daniel Dubiecki, Ivan Reitman and Jason Reitman, Produce

Bu dalda ilk kez 10 aday görüyor olsak da, aslında yarışan 2 film var. The Hurt Locker ve Avatar. bu ikiliden biri galip gelecek, akademinin geleneğine bakarsak Avatar, sinematografik açıdan ve sinema değeri açısından bakarsak da uzak ara The Hurt Locker kazanacak ödülü. Hatta aslında sinema açısından bakarsak bu yarışın içinde olması gerekenler üstte de yazdığım gibi, "a serious man" , "the hurt locker" "white ribbon" , "inglourious bastards" olmalıydı. Avatar'ın gayet sıradan konusu ve hatta fantastik bir film için gayet güdük hayal gücü en iyi film yarışmasında olmayı haketmiyor. Ancak az çok akademiyi tanıdığımdan maalesef buradaki tahminim de Avatar oluyor.

Film Editing

“Avatar” Stephen Rivkin, John Refoua and James Cameron
“District 9” Julian Clarke
“The Hurt Locker” Bob Murawski and Chris Innis
“Inglourious Basterds” Sally Menke
“Precious: Based on the Novel ‘Push’ by Sapphire” Joe Klotz

Burada The Hurt Locker ödülü kimseye kaptırmaz bence. -bu bankolar da hep yan yatar ya neyse-

Animated Feature Film

“Coraline” Henry Selick
“Fantastic Mr. Fox” Wes Anderson
“The Princess and the Frog” John Musker and Ron Clements
“The Secret of Kells” Tomm Moore
“Up” Pete Docter

son yılların en zayıf animasyon adayları bence, up zaten ödülü alacağını en iyi film dalında aday olmasıyla gösterdi, yani bu dalda tahmine, dileğe vs. gerek yok Up ödülü aldı. Tahmin yerine yorum yapmak gerekirse, bu Amerikan sinema dünyası ne kafası yaşıyor anlamak mümkün değil, başarılı bir animasyon eyvallah, ama özgün zekice ne var Up'ta? gayet sıradan bir senaryo, 1-2 klişe espri, düzgün bir animasyon. hadi yılın en iyi animasyonu seçilmesini de geçtim, en iyi film adayı olması nedir? , onu da geçtim yılın en iyi filmlerinden biri olarak görülmesi , hatta bazı kendini bilmezler tarafından 2000 li yılların en iyi 10 filminden biri seçilmesi falan evrensel bir kamera şakası mı? Wall-e, ratatouille gibi filmlerin yanından geçemeyecek, shrek, ice age, madagaskar gibi filmler kadar asla komik olmayan gayet sıradan bir film up. Fantastic Mr. Fox'u da beğendiğimi söyleyemem, Caroline da beni pek çekmedi ancak bu iki filmin ödülü kazanması Up'ın kazanmasından çok daha anlamlı olurdu bence.. İzlemediğim ama çok olumlu yorumlar okuduğum The Princess and the Frog'un bu adaylar içinde en iyisi olabileceğini düşünüyorum. Ama işin aslı bu yıl izlediğim en iyi filmlerden biri olan, hatta en iyi film adaylığına bile şaşırmayacağım "mary & Max animasyon olmadığı hamur işi olduğu için bu dalda aday olmadı , keşke olsaydı ve keşke alsaydı.

Art Direction

“Avatar” Art Direction: Rick Carter and Robert Stromberg; Set Decoration: Kim Sinclair
“The Imaginarium of Doctor Parnassus” Art Direction: Dave Warren and Anastasia Masaro; Set Decoration: Caroline Smith
“Nine” Art Direction: John Myhre; Set Decoration: Gordon Sim
“Sherlock Holmes” Art Direction: Sarah Greenwood; Set Decoration: Katie Spencer
“The Young Victoria” Art Direction: Patrice Vermette; Set Decoration: Maggie Gray

Sanat yönetiminde de filmlerin çoğunu izlememiş olsam da, ödülün Nine'a gideceğini düşünüyorum. Avatar için sadece skor anlamı taşıyan bu dal, Nine için gecenin tek ödülü olabilir çünkü. Akademi celebrity şova bir heykeli de çok görmez herhalde.

Ödüller kime nasıl dağılır, ne kadar adil olur, daha adaylıklar blie mantıksızken ödüllendirme nasıl olur bilinmez (aslında bilinir en olmayacak ödüller olmayacak adaylara gidecektir akademiyi biliyoruz kendimizi kandırmayalım.) ama gecenin Steve Martin ve Alec Baldwin ile çok renkli geçeceği kesin. Bu ikilinin konukları kırıp geçireceğini tahmin etmek çok da zor değil. Özellikle 30 Rock ile birlikte kalbimde taht kuran Alec Baldwin'in performansı benim için gecenin en heyecanlı olayı diyebilirim, gerisi çok da mühim değil..