
Nolan'ın son filmi yazın ortasında kurak sinema topraklarında biten allı morlu bir çiçek gibi gerçekten. Ancak harika konusu ve senaryosuna rağmen film başyapıt olmaya günde üç öğün tartıya çıkarıldığı Matrix'ten daha uzak. Zira gişe kaygısı mıdır bilinmez, filmin içinde lüzumsuz çok fazla aksiyon var, halbuki izleyici (ki o ben oluyorum) bu tür filmleri izlerken "iki dakika huzur ver de gidişatı bi özet geçeyim kafamda" duygusuna erişiyor. Matrix serilerini de hatırlayacak olursak ilk filmde olayı sakince dillendirdikten sonra asıl aksiyonu serinin diğer filmlerinde dibine kadar vermişleri. (Aksiyon arayan sinemaseverler serinin devamından daha da hoşlaşmıştı hatta)
Filmin fantastik hikayesinin kurduğu mantık silsilesi aslında filmin sonuna kadar sağlam kalmayı başarıyor, gerek oyunculuklar gerekse aksamayan metin filmi en sonuna kadar ayakları üzerinde tutuyor, (bu noktada izlemeyenler için spoiler yaratmamak için finale dair yorumları sansürlüyorum) ancak daha önce de bahsettiğim yoğun aksiyon anlatımın dengesini ve izleyicinin algısını zedeliyor.
Titanic faciasından olsa gerek (hayır kazadan değil filmden bahsediyorum) leo'ya yıllardır bitmeyen bir gıcıklığım olmasına rağmen, favori sinemacım Scorsese'nin ona yeni De Niro'su gibi sarılışını bu filmdeki performansıyla daha iyi anlıyorum. Çünkü her filmde üstüne koyan her filminde "gibi yapma" nın ötesine geçen bir yetenek Di Caprio'nun kisi.
Filmin geneli aslında rüyaların tesvir edilişinden görebileceğimiz üzere bir sistem eleştirisi de barındırıyor (yalandan olduğu iddia edilebilir elbette) rüyaların ortak noktaları binaların ve minimalizmin egemen olduğu mekanlar olması, ortalıkta neredeyse hiç doğal yaşam ya da ağaç çiçek gibi şeyler yok, hatta rüyalardan uyanmaların çoğunda uyanmaya sebep olan obje su. Buna karşın (uyarı: spoilera gider)
araf diye tabir edilen mekan ise bir doğa cenneti olarak tasvir edilmiş. İnsanın bilinçaltının en derinlerinde en ilkel noktasında yatanları sembolize ediyor desem çok da zorlamış olmam bence.
Bu ilginç hikayenin Nolan'ın ellerine teslim edilmesi büyük talih, aksi halde sıradan bir aksiyon filmi olarak da gelebilirdi önümüze, lakin Nolan da filmin felsefi yanına ağırlık vermesi gerekirken bol aksiyon ile filmi arafta kalmaya mahkum etmiş diyebilirim.
Film sinematografi olarak bir fight club bir matrix etkisi yaratmayacak bundan eminim, ancak hikayenin kaynağı olan "bilinç" , "rüya" gibi kavramların harmanlandığı onlarca film izleyeceğiz önümüzdeki yıllarda bilginize.
Inception
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)